FURYA DERNEĞİ


TUTKULU AŞKLA BAĞLANDIĞIMDAN OLDU HER ŞEY

Ya benimsin ya kara toprağın, sevgi mi kalmış bu devirde…


Ya benimsin ya kara toprağın, sevgi mi kalmış bu devirde…

Sizce kaç kişi bunlardan birini söylüyor günümüzde? Artan tüketimle birlikte duyguların içinin boşaldığını, yaşanan tüketim artışı girdabına duyguların ve sevginin de girdiğini duyuyoruz. Bu da bizi sevginin çıkarlar ilişkisi üzerine kurulduğuna inandırıyor. Peki sevgi bu kadar önemsenmiyorsa neden hala sevgili(flört) şiddeti, sevgi(ihtiras) cinayetleri oluyor? Sevginin içinde bulunduğu konumları ele alırsak birincisi önemsiz bir sevginin sonucu şiddetle sonuçlanmaz, ikincisi sevmenin sonucu da şiddet ve öldürmeyle sonuçlanmaz çünkü seven insan bunu yapmaz. Seven insan zaten karşısındakine zarar verdiyse saplantılı sevmekten, tutkulu sevmekten zarar vermiştir diyerek saplantılı sevginin bile masumluğunu savunurlar. Mesela kıskançlık, sevginin bir belirtisi olarak kabul görür ve kıskançlıktan dolayı işlenen cinayetler de en temel ve en saf “sevme” duygusunu barındırdığı için indirim hak eder. Aslında kıskançlık, partner üzerindeki kontrolün kaybı için işlenen cinayetler “ihtiras cinayetleri” olarak anılmalıdır. Çünkü aşk cinayeti, sevdiği için öldürdü… gibi ifadeler sevginin sonucunun kimseye yar etmemek olarak algılanmasına yol açabilir.

Bu ihtiras cinayetleri neden var peki? İnsan doğası gereği birisine, bir şeye bağlanma ihtiyacı duyar ve bu bağlılık anne karnından başlayarak şekillenir. İlişkide, ilişkisine veya partnerine  kaygılı bağlanma stiliyle bağlanan kişilerde bu durum daha çok görülür çünkü o kişilerin belki de tek güven kaynakları partnerleridir. Partnerler de bilmeden bu durumu yıkacak bir şey yaparlarsa karşısındaki insan için bir tehdit oluşturmuş olur. Bu durumda insan sevdiği için değil bencilliğinden öldürmüş olur. Bir de bu durumun çekememizlik boyutu var ki o da kadının son yıllarda elde ettiği başarılara, toplumdaki artan görünürlüğüne adapte olamayan ataerkil sistemle yoğrulmuş insanlardır. Kadının ekonomik olarak bağımsız olmaya başlaması, hatta daha önce evden çıkmazken şimdiler de çocuk da yaparım kariyer de diyerek hayatın her alanında her şekilde var olma çabası bir başkaldırı olarak nitelendirilmiştir. Var olan bir düzeni bozan her kişinin -eski köye yeni adet getirenlerin- başı küçükken ezilmelidir öyle değil mi? Bu kadın mı kız mı olduğu belli olmayan her dişi için beklenen bir sondur.