YALÇIN ARAL


KİM NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR!

Türkiye’de Yerli ve Milli duygulardan kopmuş, bu toprağın insanı olduğunu hissedemeyen bir kesimin olduğu gerek sosyal medyada gerekse de basılı ve görsel basında görülmektedir.


Türkiye’de Yerli ve Milli duygulardan kopmuş, bu toprağın insanı olduğunu hissedemeyen bir kesimin olduğu gerek sosyal medyada gerekse de basılı ve görsel basında görülmektedir. Bu kişilerin doğru olmayan haberlerle kimlere hizmet etmekte oldukları zaten bilinen bir gerçektir. Bu kesim vekalet savaşlarında olduğu üzere kendilerini artık gizleyememektedirler.

Bu kesimim en son hamlelerine bakıldığı zaman; doğru olmayan haberlerle  Türkiye’yi karalayarak, bağırıp çağırarak korku yaratmak suretiyle yandaşlarının saflarını sıkılaştırmak istedikleri ve bunun yanında da Türkiye’de ekonomik çöküntü dahil her türlü kaosu çıkarmak için çatlak yaratmanın peşinde oldukları görülmektedir.

Eğer birileri korku edebiyatı ve doğru olmayan haberler ile saflarını tutmaya çalışıyorsa, içlerinde çok derin problemler olduğunu ifşa ediyorlar demektir!  Zaten kamu oyu yoklamaları da bu durumu teyit etmektedir. Safları dağılmakta olan bir oluşum ancak, saflarını tutmak  ve sıkılaştırmak için son çırpınışları olarak bu tip uygunsuz metotlara baş vurur. Bu kesimler artık yolun sonuna geldiklerini görmektedirler. Bu olaylar tamamıyla stratejik inisiyatifini kaybeden başta siyasi zihniyetin ve onlara destek vererek bu zihniyete hizmet edenlerin hamleleri olarak algılanmasında fayda vardır. Zaten bu zihniyete sahip siyasilerin veya bu hamleleri yapanların durumu sosyologlara sorulduğunda, ne şekilde bir cevap alınacağı da zaten ortadadır. Bu durum tamamıyla psikososyal  bir durumdur.

Bu zihniyete sahip kesiminler senelerdir kafalarında yaratıkları ve özlem içinde gıpta ile baktıkları REFAH toplumu balonunun Korona Virüs ile patlamasıyla dünyaları yıkılmış bir şekilde çok ciddi bir bunalıma girmiş olduklarını belirtmiştim. Bu duruma düşen kimselerin çok ciddi psikolojik sorunlar içinde olacakları zaten her psikolog tarafından teyit edilebilir bir durumdur. Bu durumda olanların çok agresif bir şekilde dengesizleşerek sağa sola saldıracakları ve Türkiye’ye karşı her türlü kötülüğe de ön ayak olacaklarının atlanmaması gerekir.

Bu felsefe doğrultusunda, bu zihniyetin;

Bağırıp çağırmaları,

Türkiye’mizin temel değerlerine ve değer yargılarına saldırmaları,

Türkiye’miz aleyhinde dengesiz ve doğru olmayan beyanatlar vermeleri,

Türkiye’miz aleyhinde doğru olamayan haberler yayarak yandaşları tarafından bu haberlerin sosyal medyadan plase edilmesi,

Eğer bir şeylerden korkuyorsan bağırıp, çağırıp etrafı kaosa sokmaya çalışırsın!

Bu durumda göstermektedir ki; bu zihniyetin yaptığı bu hamleler, bu zihniyetin içine düşmüş olduğu korkuyu atmak için yapıldığını maalesef teyit etmektedir.  

Derlet ya  “ Eceli gelen köpek cami duvarına işer!” diye.   Bu zihniyet maskelerinin düşmesinden çok rahatsız olmalarının yanında kendileri için hayırlı olmayan bir tünelin içinde olduklarını ve tünelin sonunda da girdikleri tasfiye sürecini görmektedirler.

Bu zihniyete sahip kimselerin bu hamleleri, Türkiye’de gündem değiştirmek istemelerinin yanında Türkiye’yi kutuplaştırarak ve oluşturulmak istenen yeni çatlaktan Yurtdışı Türkiye düşmanı abileri ile beraber yürümek istediklerinin işareti olarak görülmektedir. 

Toplumumuzun artık bu rezilliklere tahammül edemediği bir gerçektir.

Toplumumuz bu rezilliğin içinde yaşamaya layık mıdır? Sorusunu her zaman sormak gerekmektedir!

Artık hiç kimse, toplumumuza bu rezilliğin içinde yaşamaya zorlayamayacağının da bilinmesi gerekmektedir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı kafalarına göre bir  kefeye koyup akıbetinden kaçamayacağı şeklinde “Makus kaderden kaçış yok!” başlıklı yazılar yazanların bu psikoloji içinde hareket ederek Yurtdışı Türkiye düşmanlarına hizmet etmekte olduklarının bilinmesi gerekir. Akıllı olan bu kesimdeki bazılarının yollarının sonuna geldiklerini gördüklerinden de kimsenin şüphesi olmasın. Bu tip beyanatları verenlere veya yazanlara  “Ne yaptın ?” diye sorulunca da , “ Ben bunu demek istememiştim!” şeklinde cevap alındığının da atlanmaması gerekir.  Bu zihniyetin, Türkiye’de ifade özgürlüğü, insan hakları ve demokrasinin arkasına sığınarak kendilerini savunmak istedikleri de görülmektedir. Artık ifade özgürlüğü, insan hakları ve demokrasi söylemlerinin arkasına gizlenerek, Türkiye’yi kutuplaştırma girişimlerinin yanında ülkemizde nefret tohumlarının ekilmesine ve Türkiye’nin bekasına yönelik hamlelerin ortadan kaldırılması elzemdir.  

Korona Virüs salgını ile “ Dünyanın eskisi gibi olmayacağı!” herkesin hemfikir olduğu bir konu olduğunu belirtmiştim. Bu salgın ile artık Türkiye siyasetinde de “Siyasetin eskisi gibi olamayacağının!” sinyallerinin verildiği görülmektedir.

Korona Virüs ile Türkiye düşmanlarına hizmet edenlerin boyaları dökülerek zaten bilinen foyalarının da  tamamen ortaya çıktığı bunun yanında da bu kesimin artık kendilerini gizleye bilecek durumlardan da uzaklaştığı görülmektedir.

Bu kesimin virüs üzerinden ve gündem değiştirmek için icra ettikleri hamleler artık sonlarının başlangıcını teyit etmektedir. Bu kesim stratejilerini kaybetmiş insanların davranışlarını bunun yanında saflarının dağılmakta ve iç çekişme içinde olduklarına da işaret etmektedir. Bu kesimin yaratacakları KAOS ortamında yeniden pozisyon almak istedikleri görülmektedir. Maalesef bu kesim karanlıkta ışık arayan tiplere benzemektedirler. Toplum nezdinde itibarı olmayan, zavallı bir duruma düştüklerinin de farkında değillerdir.   

Korona Virüsle salgınıyla, vatandaş sonunda ölüm olan bir olayda doğru veri ve haberlerin peşinden gideceğini hesap edemeyen bu zihniyet sonlarını yaratmışlardır. Bu ortamda çok iyi bir siyasetle Yurt dışı Türkiye düşmanlarına hizmet eden Yerli ve Milli olmayan ve bu toprağın insanı olduğunu hissedemeyen bu kesimlerin gerek siyasetten gerek bulundukları yerlerden sökülüp atılması Türkiye’nin bekası ve YENİ DÜNYA DÜZENİNDEKİ Türkiye’nin yeri için gerekli olduğunun artık çok iyi bilinmesi gerekmektedir.  Bu zihniyet savaşa girsek bizi arkamızdan vuracak kadar ileri gidebileceklerinin de bilinmesi gerekir. Zaten bu zihniyete sahip bazı siyasilerin beyanatlarında bu vurgu da yapılmıştı! “...... ülke ile savaşa girersek, o ülkeyi tutarım!” diyen bir zihniyet ile mücadele edildiğinin bilinmesi gerekir!

Yerli ve Milli olmayan bu kesim korktukları ve tasfiye halinde olduklarından  dolayı telaş içine düştükleri görülmektedir. Yaptıkları dengesiz beyanatlar ve imza attıkları uygunsuz makaleler, gerek sosyal medyadaki gerekse yazılı veya sözlü medyadaki doğru olmayan haberler bunların göstergesidir.

Yurtdışı Türkiye düşmanlarının maşalığını yapan ve bu toprağın insanı olduğunu hissedemeyen bu zihniyet, tasfiye olmamak için saflarını korumanın derdine düşmüşlerdir. Onlar için düşman olarak tanımladıkları kesim ile savaş halinde oldukları algısını başta  kendi saflarında ve sonrada toplumda yaratmak istedikleri görülmektedir. Bu da açıkça Türkiye’nin kutuplaşmasına hizmet etmektedir.  Psikolojide “ Savaş tehlikesi, düşman tehlikesi birliği sağlar ve safları sıkılaştırır!” Bu şekilde bir algı yaratarak sonunda ölüm olan bir olayda dahi doğru olmayan haberler üreterek  kendi saflarını sıklaştırmak istemelerini son çareleri olarak görmek gerekir.

İngiliz basınında İngiltere’ye gönderilen virüs ile ilgili yardım malzemelerinin kullanılamaz halde olduğunun sosyal medyada ve İngiliz basınında belirtilmesi arkasından da İngiliz Büyükelçisi CHILCOTT’UN haberler asılsızdır beyanatı Yurtdışı Türkiye düşmanlarının da içimizdeki maşaları gibi ne kadar çaresizlik içinde olduğunu da teyit etmektedir. Arkasından İngiliz TELEGRAPH Gazetesi “ON BİNLERCE TIBBİ ÜRÜN TEMİN EDEN TÜRK HÜKÜMETİ, İNGİLİZ BAKANLARIN İMAJINI KURTARDI” şeklinde haber yapması da dünyadaki YENİ DÜNYA DÜZENİ için virüs üzerinden  dünyada yapılan mücadelenin büyüklüğünü göstermektedir.

Evvelden de bahsettiğim üzere doğru olmayan haberleri gerek sosyal medya üzerinden gerekse de yazılı ve görsel basında haber yapanların elimine edilmesi artık şart olmuştur. Doğru olmayan bu tip haberlerin TERÖR ile eş değerde olduğunun da iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu durumlarında artık direk olarak Türkiye’nin bekasına yapılan bir saldırı olarak görülmesi gerekmektedir. Zaten bu durumun gereğini kanun koyucu olan TBMM’NİN  ele aldığı görülmektedir.  Bu durum yalnızca TBMM’NİN görevi değildir, bu konu temiz toplum özlemi duyan her kesimin sahip çıkması gereken bir durumdur. Evvelden de belirtmiştim, “BAŞKASININ HÜRRİYETİNİN BAŞLADIĞI YERDE DİĞERİNİN HÜRRİYETİNİN BİTTİĞİDİR!” Demokrasi de budur. Kepazeliğin, ahlaksızlığın, rezilliğin, sahtekarlığın, yalan   dolan ile küfür, iftira ve saldırganlığın hiç bir zaman hürriyeti olamaz. Bu durumda hareket edenlerinde uydurdukları basın özgürlüğü gibi sloganların arkasına saklanmaya çalışmaları da kabul edilemez bir noktaya gelmiştir.   Hala Türkiye’mizde “Demokrasi yok!” diyerek siyaset yapmaya çalışanların bu tabloyu değerlendirmelerin de büyük fayda olduğu gözükmektedir. Siyasilerin bu söylemleriyle de nereye hizmet ettiklerinin de  iyi bilinmesi gerekmektedir.

Bu zihniyete sahip kişilerin her zaman içimizde olacağı kesindir. Bu kesim ellerinden geldiğince her türlü yalan çerçevesinde, Türkiye’mize yönelik  karalama ve doğru olmayan haber kampanyalarının arkasında olacaklardır. Türkiye’mizi kutuplara ayrıştırmanın ve çökeltmenin peşinde olacaklardır. Ya bu duruma dur denecektir! Yada bu tip saldırılara maruz kalınacaktır.  Aynı gemide olduğumuzu hissedemeyenlerin gemiyi batırmak için ellerinden gelecek her şeyi yapacaklarından da kimsenin kuşkusu olmasın. Ayrıca, Korona Virüs salgınında REFAH toplumu ülkelerinden daha fazla insanımızın ölmesi üzerine siyaset yapma düşüncesine sahip bir zihniyetle mücadele edildiğinin de bilinmesi gerekmektedir. Korona Virüsten ne kadar fazla insanımız canlarını verirse çok daha memnun olacakları ve siyasetlerini de insan ölümü üzerine inşa etmek istedikleri maalesef görülmektedir.

Şunun bilinmesi gerekir ki, düşmanlarımız ne kadar güçlü olursa olsun, toplumumuz devletimizi,  bunun yanında Milli ve Manevi değerlerini her zaman korumaya muktedirdir. Zaten bu değerlere ve zihniyete sahip olmayanlarında korkusu budur.