YALÇIN ARAL


ERKEN SEÇİM SAFSATALARI

Erken seçim dedikodularının, Türkiye’yi kaosa sokmak ve işleyen bürokrasi ve devletin sisteminin çalışmasını önlemek için kullanılan bir metot olduğunun atlanmaması gerekir.


Erken seçim dedikodularının, Türkiye’yi kaosa sokmak ve işleyen bürokrasi ve devletin sisteminin çalışmasını önlemek için kullanılan bir metot olduğunun atlanmaması gerekir. Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir. Seçim yapılabilmesi içinde kimlerin karar alabileceği de Anayasamızda mevcuttur. Anayasamıza göre erken seçimin olabilmesine karar vericilerin “Erken seçim yok!” şeklindeki açıklamalarına itibar edilmeden bu konuyu gündeme getirenlerin kötü niyetli kimseler olduğunu da bilmek gerekir.  

Bu dedikodular siyasi olarak başta iktidar partisini ve sonrada muhalefet partilerinde etkisini gösterir.  Eski Türkiye’de bu tip çıkışların amacı bellidir. Bu dedikoduları çıkaranların ve gündem yaratarak Türkiye’yi kaosa sokmak isteyenlerin Eski Türkiye refleksleri ile hamleler yapmakta oldukları görülmektedir. Yeni sistemde Bakanlar seçilenlerden yani Meclis içinden olmadığı için bu tip dedikodular ve zorlamalar Hükümetin ve buna bağlı olarak da Devletin işleyişini engelleyememektedir. Eski Türkiye’de Bakanlar Kurulunun değişmesi çok önemli siyasi sonuçları doğurmakta idi. Yeni Türkiye’deki yani şimdiki sistemde Bakanlar Kurulunun veya Bakanların değişmesi hükümetin işleyişinde ve siyasetteki dengelerde bir şey değiştirmemektedir. Yeni Türkiye’deki Başkanlık sistemi Eski Türkiye’de yaşadığımız ve her zaman duvara tosladığımız kaosları tamamen bertaraf etmiştir. Anayasamıza göre Başkanı halk seçmektedir. Bunun da kıymetini bilmek gerekir.

Siyaseten erken seçim ve kabine değişikliği söylemleri yaratarak akıntıya kürek çekmekte olunduğunun iyi idrak edilmesi gerekmektedir. Tabi ki  ana hedefin Yurtdışı Türkiye düşmanlarının ve içimizdeki uzantıları vasıtasıyla Türkiye’yi Eski Türkiye’deki gibi kaosa sokmak olduğudur.

Sürekli erken seçim tartışmalarını gündemde tutmak, ülkedeki bürokratik işleyişi durdurmak ve ülkedeki yatırımların önünü kesmenin yanında Türkiye’nin dünyada söz sahibi olabilme politikasının ve Doğu Akdeniz’deki menfaatlerinin önünü kesme hamlesidir.

Şimdi gelelim ekonomik olarak siyaseten neden erken seçimin olamayacağına;

* Dünya bir Kovid-19 salgınından geçmekte olup bu salgının ekonomik yıkıntılarının da bulunmasıdır. Dünyadaki bu salgın Refah toplumu denen ülkelerde çok daha etkili seyretmekte olup ekonomik olarak da çok ciddi sıkıntılar doğurmaktadır.

* Bu ekonomik çıktılarının Türkiye’mizde de hissedilmesi ve görülmesi de kaçınılmaz bir gerçektir.

* Hiç bir siyasetçi ekonomik verileri normale dönüştürmeden veya algı ile bunu halka hissettirmeden başta Türkiye’de olmak üzere erken seçim hamlesine girmeyeceğinin çok iyi bilinmesi gerekir. Siyasetin içinden gelen ve çok iyi nabız tutan Sayın Başkan’ın böyle bir hata yapacağı da düşünülemez.

            - Zaten Cumhur İttifakını temsil edenlerin ilk ağızdan yaptıkları, erken seçim diye bir şeyin olmadığı şeklinde ki açıklamalarından da bu durum açıkça gözükmektedir.

* Zaten Kovid-19 salgınından sonra ekonomik olarak en karlı çıkacak ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Bu durum Refah Toplumu temsilcileri tarafından da belirtilmektedir. Bunun içinde zamana ihtiyaç olduğu bir gerçektir.

Winston Churchill vasiyetini atlamayalım; “ Türkiye Batı’nın emrinde ve hizmetinde olarak Batı’nın tayin ettiği gücü aşmamalı, zayıflayınca desteklenmeli. Varsayalım gücü aşırı artarsa Orta Doğu’da, Balkanlar’da ve de Kafkasya’da Osmanlının boşluğunu doldurmaya asla müsaade edilmemelidir. Uzayınca budayacaksın , kısalınca da ölmesine müsaade etmeyip sulayacaksın! Türkiye’nin aşırı güçlenmesini önlemek için her çareye başvurulmalıdır. Bu işte Batı sahnede yer almamalıdır. Milli ve manevi değerlerinden koparılarak Batı kültür potasında eriyen aydınlar, etnik ve mezhep kışkırtmaları, ideolojik ve iktidar kavgaları ile aşırı güç çökertilmelidir.

Hatta iç savaşa ya da komşularıyla savaşa bile gidilsin. Yeter ki Türkiye Batı’ya hiç bir konuda rakip olmamalıdır. “

Ermenistan, Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz meselelerini de bu vasiyet ve felsefe doğrultusunda değerlendirmekte fayda vardır.

* Ermenistan güçlerinin Azerbaycan topraklarına saldırmasının  zamanlamasının da  tesadüf olduğunu düşünmemek gerekir. Türkiye’nin dünyada gerek siyasi gerekse de ekonomik olarak güçlenmemesini istemeyen Yurtdışı Türkiye düşmanlarının bir hamlesi olarak görmek gerekir.

*  Suriye’de ve Libya’da Türkiye kimlere karşı mücadele ediyorsa bunun yanında PKK , DEAŞ ve FETÖ terör örgütlerini Türkiye’ye saldırtan odakların bu vasiyete dayanarak oluşan zihniyetin ürünü olduğunun da çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

W. Churchill’in vasiyeti doğrultusunda Refah Toplumu denen Batının bu zihniyetine çok dikkat etmek gerekmektedir. Bu vasiyeti ve oluşan felsefeyi Milli ve Manevi değerlerinden kopmayan bu toprağın insanı olduğunu hissedenlerin ancak  anlayabileceği bir gerçektir.

Bu vasiyet ve felsefe çerçevesinde gerek Türkiye içindeki siyasi çekişmeleri ve etrafımızda olan olayları değerlendirmekte fayda vardır. Ayasofya konusunun da bu vasiyette belirtilen felsefenin ürünü olduğunu da unutmayalım. Çok dikkat edilmesi gereken bir süreçten geçilmektedir, Refah toplumu denen Batının vasiyetteki felsefe doğrultusundaki oyunlarına gelmemek gerekir.  YENİ DÜNYA DÜZENİ kurulurken Türkiye düşmanları odakların bu oyunlarına gelmeden bir olarak, birlik olarak hep birlikte Türkiye olarak ayakta kalabileceğimizde bir gerçektir.