ASUMAN TÜTÜNCÜ


MUHTAÇ DEĞİLLER EMANETLER

Kim geldi aklınıza? Imm... Hayvanlar dediğinizi duyar gibiyim. Yani umarım gelmiştir. Hayvanlar bize muhtaç değiller bize emanetler.


Kim geldi aklınıza? Imm... Hayvanlar dediğinizi duyar gibiyim. Yani umarım gelmiştir. Hayvanlar bize muhtaç değiller bize emanetler. Belki de bu cümleyi sıklıkla tekrar etmekte fayda var çünkü tekrar etmek öğrenmenin ilk koşuludur. Birçok şeyi yanlış öğrendiğimiz gibi hayvanlar konusunda da yanlış öğrenip, yanlış algılayıp, yanlış anlayıp, yanlış aktardıklarımız var.

Mesela onların bize ‘’muhtaç’’ olduklarını düşünüp insanın (sözde) yüceliğine sığınarak onları korumaya onların sorumluluğunu üstlenmeye çalışıyoruz. Dikkat ederseniz üstleniyoruz demiyorum çalışıyoruz buna gayret ediyoruz bu bir yükmüş gibi bir zorundalarmış gibi… Ne büyük yanılgı… 

Bu söylediklerimden sonra %30’a (orana vurdum öylesine) yakın şu çıkış gelecek gürültüsüyle (o da en iyi ihtimalle)

Eeee ne yapalım yani sokakta bir köpek gördükçe iki parça kuru ekmek koyuyoruz önüne ya da bir kedi görünce süt koyuyoruz daha ne yapalım?!

Mesela bu da öğretilen diğer bir yanlış şöyle ki bir kediye bir kap süt vermek ile bir kap zehir vermek birebirdir ve farksızdır. Çünkü kedilerin bağırsakları sütte bulunan laktoza karşı aşırı duyarlıdır ve kedilerin bağırsaklarındaki zararlı bakterilerin çoğalmasına sebep olarak onların sindirim ve dışkılama problemlerine kadar öldürücü etkileri vardır.

Gelip görelim ki okumayı sökmeye çabaladığımız o sancılı ilkokul yıllarında okullarda bizlere  ‘’ Kedi süt içer’’ cümlesini öğrettikleri gibi… Ne büyük yanılgı değil mi?

Yanılgıları, yanlışları anlatmaya devam etmek isterim fakat çağ ‘’hızlı tüketim’’ çağı olduğundan sizi sıkmak istemem.

Asıl meselem asıl derdim şudur

Sizce empati nedir bilemem ama ben bazen dağdaki bir küçük taşın bile yerine kendimi koyuyorum. Hayvanı anlamanın yolu empatiden geçer.

Onları koruma kavramından iğreti duyuyorum çünkü onlara bir yaşam borçluyuz. Yaşam alanlarının yerine kat kat evler, köprüler, yollar inşa ettiğimiz için onlarla bir yaşamı paylaşmak zorundayız. Hayvanlara bakma tabirini lügatlerden silmek isterdim çünkü insan paylaşandır hayvanlarla da bir evi, bir sokağı, bir balkonu hatta bir metroyu kısacası bir hayatı paylaşmalıyız. İşte tam bu ruh halindeyken

Fark etmek ve farkındalık oluşturmak benim görevim düşüncesindeyken Kayseri’de Furya Derneği ile kesişti yolum. “Yaşam Farkındalıktır” diyorlar. Hayvan Haklarından tutun, kadın, çocuk, engelli kavramının algılanışı, sağlık, çevre ve yardım gibi kavramlarda proje ve farkındalık etkinlikleri üretiyorlar.

Üstelik bunu hiçbir dini ve siyasi kurum, kuruluş ve örgütlenmeye değmeden bulaşmadan yapıyorlar. Böylesi bir oluşumu uzaktan izleyemezdim ben de gönüllüsü oldum.

Çünkü gerçekten de insan fark edebildiği kadar insandır yaşam ise farkındalıktır.