"TOPLUM DEĞİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILMIŞTIR"

T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Medeniyetin Burçları Derneği'nin birlikte düzenlediği Kayseri Uluslararası Öğrenciler Akademisi” dersleri devam ediyor.

T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Medeniyetin Burçları Derneği'nin birlikte düzenlediği Kayseri Uluslararası Öğrenciler Akademisi” dersleri devam ediyor.

Elektrik Şirketi Konferans Salonu'nda devam eden derslerde bu hafta "Türk Dış Politikasındaki Temel Yaklaşımlar" konusunda ders veren Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Öcal, Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki dış politikanın iç politikaya yansımalarını ve devletin kuruluş aşamasındaki temel yaklaşımları anlattı. Özellikle Lozan Antlaşmasından sonra devletin yönünün batıya çevrildiğini, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti`nin temel hedefinin batılılaşmak olduğuna vurgu yaparak bunun da yukardan aşağıya yapıldığını ve birçok uygulamanın bu şekilde hayata geçirildiğinin altını çizdi. Öcal konuşmasında şunları kaydetti: "Cumhuriyet döneminde, kuruluş aşamasından sonra ve milli mücadelenin ardından Osmanlı mirasına sahip çıkan ve bu düşüncede olan insanların dışlandığını görüyoruz. Özellikle Lozan antlaşmasından sonra İttihat Terakki döneminden kalan yeni bir ulus devlet projesi hayata geçiriliyor. Toplum değiştirilmeye çalışılıyor. Buna bağlı olarak yeni devletin dış politikası belirlenmeye çalışılıyor. Bu dönemde, Atatürk kesinlikle Osmanlının devamı olabilecek şeyleri gündeme taşımak istemiyor. Bu dönemde, daha çok yerellikten ve dini değerlerden arındırılmış devlet arayışı söz konusudur. Fransız devriminin ilkelerinden yola çıkılıyor. Buna ilave olarak, liberal, laik değerlerin yerleştirilmeye çalışılması ve Türk medeniyetinin batı medeniyeti ile birleştirilmeye çalışılması da yürütülen diğer çalışmalar arasında. Bu çalışmaların içselleştirilmesi için de devrimler gerçekleştiriliyor. Buna bağlı olarak da dış politikada Pan Türkizm ve Pan İslamizm gibi kavramlar reddediliyor. Bunda tabii dışardan kaynaklanan özellikle de İtalya`dan kaynaklanan tehdidin etkisi var. Özellikle İtalya yeni kurulmuş bir devlet olarak Anadolu`ya göz dikiyor. Bu anlamda Ankara`nın başkent olması da manidardır. Çünkü o günlerde İtalya`nın elinde olan 12 adalardan kalkan uçakların bombardıman menzili dışındadır Ankara. Atatürk maceracı değildir. Dış politikada özellikle maceradan kaçınıyor.

Kültür politikalarının da dış politikaya etkisi vardır. Giyim kuşamdan tutun latin harflerine geçilmesine kadar bütün bu yeniliklerin dış politika ilgisi vardır. Hedef muasır medeniyetler seviyesi olarak söyleniyor ve bu kelime biliyoruz farsça bir kelime, kısaca amaç batı medeniyetidir. Atatürk dış politikada çok pragmatistir. Örnek olarak Rusya ile de ilişkiler kurulmuştur. İran, Afganistan ile iyi ilişkiler kurulmuştur. İran Şahı ve Afganistan`dan Amanullah Hanın Türkiye ziyaretleri bu açıdan anlamlıdır. Tabi bunda zamanın konjoktürü de etkili oldu. Kısaca nasıl bir dış politika uygulanacağı konusunda Atatürk pragmatisttir. Atatürk`ün hedefi batılılaşmaktır. Batılı gibi düşünmek, giyinmek. Bu da yukardan aşağı doğru yapılmaya çalışılmıştır. Bu devrimler Fransa`da aşağıdan yukarıya doğru oldu. Oysa Anadolu insanı muhafazakar bir yapıya sahipti. Bu bir tezat oluşturuyordu. Yapılan bu kültürel devrimlerin dış politikaya yansımaları da elbette olmuştur. Bu dönemin sloganı "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" olarak belirlenmiştir. Bu durum ilerleyen dönemlerde dış politikada pasifliği de beraberinde getirmiştir. Bunun yanında barışçıl girişimlerde olmuştur. Faşizme karşı Balkan Paktı gibi, Cento gibi paktlar kuruldu. Güncel sorunlara karşı tepkisel bir politika geliştirildi. 1923`den sonra Yunanistan`la antlaşmalar imzalandı."

Doç. Mehmet Öcal, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yürütülen dış politikanın ardından İnönü dönemindeki dış politikanın temel yaklaşımlarına, özellikle Demokrat Parti ve Menderes dönemindeki Türk-ABD yakınlaşması gibi konuları da ele aldı. Daha sonra gelen darbeler dönemi ile 1980 sonrası ANAP ve Özal döneminin öne çıkan dış politika anlayışlarını anlattı. Son olarak da AK Parti döneminde etkili olan dış politika anlayışını ve diğer dönemlerden ayrılan yönlerini belirterek konuşmasını tamamladı.

Akademinin ikinci dersinde ise Eğitimci-Yazar Dursun Çiçek ise, "Modern Sinema ve Ötesi" başlıklı konferansında modern sinemanın kısa bir tarihini ve dünya üzerinde oynadığı rolü anlattı. Sinemanın hayatımızı belirleyen yönlerinin neler olduğunu ve sinemayı doğru anlayıp anlamadığımız üzerinde durdu. Sinemanın batıda ortaya çıkış amacı ile bugün geldiği noktada küreselleşen dünyada özellikle batı medeniyetinin sinemayı kullanma amacı üzerinde durdu.

FATİH ERTUGAY: "SİYASETİN ASLİ ÖGESİ BİZLERİZ"

Akademinin bu haftaki üçüncü konferansını Yard. Doç. Dr. Fatih Ertugay verdi. Ertugay, "Siyaset ve Yaşam" arasındaki ilişkileri ele aldı. Siyasetin nasıl hayatın içinde olduğunu anlattı.  Siyasete yakın kelimeler ve siyasetten ne anlaşılması gerektiği ve siyasetin olmadığı bir toplumun mümkün olup olmadığı üzerinde durdu. Ertugay siyaset kelimesinin anlamları üzerinde durarak toplum içindeki çeşitli kullanımlarını belirtti. Ertugay siyasette etkili olmanın yolunun sadece oy kullanmak olmadığını belirterek şunları kaydetti:

"Siyasetin asli ögesi bizleriz. Edilgen pasif değiliz. Dolayısıyla özne olma bilinci içinde hareket etmeliyiz. Bizim siyaset konusunda yanlış tavırdan vazgeçmemiz gerekir. İktidar kelimesinin kökenine baktığımızda kader kelimesinden geliyor. Bugün alınan her karar bütün insanları etkiliyor. Bu hakkı birilerine veriyorsak bu hakkın tam olarak yerine getirildiğinden emin olalım. Siyaset hakkını ancak biz verebiliriz veya alabiliriz. Bu yüzden bizler kendi hak ve sorumluluklarımızın bilincinde olarak siyasete etki ve müdahale etmeliyiz. Sadece 4 yılda bir oy kullanarak değil sivil toplum kuruluşlarına girerek, oralarda söz sahibi olarak, duygularımızı dile getirerek ve istediğimizi, düşündüğümüzü dile getirerek bunu yapmalıyız."